Kolay poğaca
21/12/2009 -Kategori: Yemek Tarifleri
Malzemeler
1 çay bardağı yoğurt
1çay barağı süt
2 yumurta
1 çay bardağı sıvı yağ
yarım paket katı yağ
kabartmatozu tuz
galete unu
un
içinin malzemeleri haşlanmış patates kaşar kavrulmuş soğan karabiber tuz
Yapılışı bir yumurtanın sarısını alıp geri kalan tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz
un ve kabartma tozunu ekleyip ele yapışmayan bir hamur elde ediyoruz hamurdan parçalar
koparıp avcumuzun içinde açıyoruz içine patatesli harçtan koyup hamurun kenarlarını ortada toplayıp önce yumurta sarısına sonrada galete unununa batırıyoruz birlaştidiğimiz kısım alta galeteli kısım üste 180 d
erecede pişir
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sosyalleşme
21/12/2009 -Kategori: kose yazilari
Sosyallik aile içinde başlar
Birçok kişiyle diyaloğu olan ve iletişim halinde bulunan kişilerin sosyal çevresi olduğunu sanırız. Kimseyle görüşmeyen kişilerin de asosyal olduğunu düşünürüz. Bir baba veya anne, evde çocuklarıyla geçirecekleri 2 saatlik dilimde bilgisayar, TV, telefon meşguliyeti arasında iletişimleri sadece "Bugün nasıl geçti?"de kalıyorsa bu o ailenin asosyal olduğunu gösterir.
Sosyal çevresi ile iletişimini kesmiş, içine kapanmış ve kimse ile görüşmeyen kişilere halk arasında 'asosyal kişi' denilir. Asosyalliğin tanımı her ne kadar bu şekilde yapılıyor olsa da, psikoloji biliminde asosyal kişilik bozukluğunun tanımı; kişinin sosyal çevresi ile "yeterince ve kaliteli bir etkileşim içinde bulunamaması" diye de çok öz olarak ifade edilebilir.
Bir kişinin sosyal çevresi ile yeterince ve kaliteli bir etkileşim içinde bulunamaması bazen kişinin içinde yaşadığı ve kimseye açamadığı problemlerin baskısı ile oluşabileceği gibi, bazen de kişinin gereğinden daha fazla kişi ile iletişim içinde olma çabası da o kişiyi asosyal hale getirir.
Bir başka deyişle; örneğin bir kişi, bir saatlik bir zaman dilimi içinde en fazla iki kişi ile "kaliteli ve yeterince" bir iletişim kurabilme gücüne sahipken, aynı kişinin bir saat içinde on kişiyle iletişime geçmeye çalışması da o kişinin asosyal davranış sergilemesini zorunlu hale getirir. Zira, bir saatlik bir zaman diliminde farklı on kişinin dünyasına girebilmeyi insan ruhu kaldıramaz. İnsan etkileşim içinde bulunduğu bir başka kişi ile önce zihinsel, daha sonra duygusal hazırbulunuşluk seviyesine ulaşması gerekir ki ondan sonra kaliteli bir iletişim başlayabilsin. Kaliteli iletişim diye vurguladığımız şey ise hissederek iletişimdir, yani empatik iletişimdir. Örneğin, bir baba eve geldiğinde, ailesi ile geçireceği iki saatlik bir zamanı var ise, bu iki saatlik zaman dilimi içinde eve getirdiği işleri bir de telefonla takip etmeye çalışıyor ise bir telefon kapandıktan sonra diğer telefon çalıyor, etrafında kendisinden ilgi bekleyen çocuklarına da telefon aralarında "Okulunuz nasıl gidiyor?" diye ne anlama geldiği bile belli olmayan sorular soruyor ise... Veya yemek masasında ailesi ile otururken televizyon izliyor ise... veya eve geldiği dakikalarda internet arkasında birtakım şeylerin peşinde koşuyor ise, böylesi bir kişinin durumu aile içinde asosyalliktir. Birçok çocuk var ki, böylesi bir baba ve böylesi bir anne yanında büyümüş, gelişmiş, gençlik dönemine girmiştir de anne-baba, çocukların ne zaman büyüdüğünü fark edememişlerdir.
Bir bireyin ilk ve en kaliteli sosyal çevresi ailesidir. Ve bir bireyin kendi sosyalitesini en rahat sergileyebileceği yer de aile içidir. Bu itibarla bakıldığında eğer bir birey, aile içinde sergilediği tutum ve davranışlarla asosyal kişilik özellikleri sergiliyor ise, böylesi bir bireyin aile dışında iş yemeklerine gidiyor olması, çok sinema izliyor olması veya tiyatro kültürünün yüksek olması bu kişinin sosyal olduğu anlamını doğurmaz.
Bireyin asosyalleşme süreci ailede başlar. Zira bireyin maskesiz olduğu en somut alan aile içindeki alanıdır. Birey burada gerçekleştireceği tutum ve davranışları ile gerçek kimliğini sergilemektedir. Asık bir surat, saatlerce yapılan telefon konuşmaları, evdeki bireylerin ihtiyaçlarını görememe, empatik iletişim kurmak için zaman yokluğu çekme, televizyon karşısında geçirilen saatler, internet arkasında harcanan zaman kişinin asosyalliğinin en somut göstergeleridir.
Facebook'larla gelen asosyal yaşantılar. Günümüzde sosyal paylaşım ağı veya sosyal kişilik özelliği olarak tarif edilen Facebook, MSN, Twitter ve chat vasıtası ile oluşturulmaya çalışılan sosyal yaşam tam bir dramdır. Zira asosyal bir yaşama kişiyi iten bu türlü davranışları sosyalleşme olarak tanımlamak tam bir akıl oyunudur.
Zira, böylesi iletişim kanalları ile kişinin kaliteli bir iletişim kurması imkansızdır. Zira, kişi sanal ortama bağlandığında kendisini o sırada gören ve iletişim kurmak için harekete geçen onlarca kişi ile baş başa kalmaktadır. Ayşe Hanım İngiltere'den, Ahmet Bey Sivas'tan, asker arkadaşı Rize'den, okul arkadaşı İstanbul'dan 'Nasılsın?' diye hal hatır sormaya başladığı an, normal bir insan bünyesi aynı anda bunca kişi ile kaliteli iletişime geçmeyi beceremez. Böylesi bir haldeki kişi, ya karşısındaki kişilerle kaliteli olmayan yüzeysel bir iletişim gerçekleştirmek zorunda veya herkese oturup kendi özel yaşamından kesitler anlatmak durumundadır.
Güya sosyal paylaşım alanına kişi kendini bıraktığında, aynı anda onlarca kişi ile iletişim kurmaya çalışması
o kişinin ruhu adına verebileceği en büyük tahribattır. Zira kişi kaliteli bir iletişimi ancak sadece o kişi için zaman ayırarak ve belli bir psikolojik hazırbulunuşluk seviyesine geldikten sonra gerçekleştirebilir. İnternet ortamında aynı anda onlarca kişinin karşısında "sosyalleşeceğim" diye çırpınan kişinin durumu asosyalleşme adına tam bir dramdır.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çocuklara hayırı öğretmek
21/12/2009 -Kategori: kose yazilari
'Hayır' demeyi öğrenemeyen çocuklar istismara açık yetişiyor
Anne-babalar, çocuklarının isteklerini yerine getirmesini, söz dinlemesini, akıllı uslu olmasını istiyor.
İtaatkar çocuklar aferin alıyor, söz dinlemeyen, her işi kendi bildiği gibi yapmaya çalışan çocuklar yaramaz ilan ediliyor. Çocuğun söz dinlemesi, hayır demekten çekinmesi, istemediği halde büyüklerinin isteklerini yerine getirmek zorunda olduğunu kabul etmesi, onu her türlü istismar edilmeye açık, zayıf bir kişilik sahibi yapar mı? Soruyu yönelttiğimiz uzman psikolog Ferhat Çelik'e göre, küçük yaştan itibaren fikri sorulan, tercihlerine saygı duyulan, hayır ve evet cevaplarına itibar edilen ve yeri geldiğinde kararının bedelini ödemeyi öğrenen bireyler, güçlü bir kişilik sahibi olarak yetişiyor. Ferhat Çelik, "Hayır kelimesini makul ve mantıklı kullanmayı bilen bir kişi, en korkunç yerde de yaşasa kendini istismar ettirmekten korur." diyor. Çocuklara nerede 'hayır', nerede 'evet' diyeceğini ve bu kararının sorumluluğunu taşıması gerektiğini öğretmek de yine ebeveynlere düşüyor. Öğretmenin en etkili yolu ise anne-babaların model olacak davranışlar sergilemeleri.
Anne-babalar genel olarak çocukların isteklerine kolay yoldan 'hayır' deyip kurtulmaya çalışıyor. İkna sürecine giren çocuk da farklı yollar deneyip zorlamaya başlıyor. Cevap, bu sefer 'evet'e dönüyor. Çocuk, ailenin tutarsız, dönebilen kararlarından 'zorlarsam ikna ederim' mesajını alıyor ve buna alışıyor. Ferhat Çelik ise çocuk yetiştirmede çok önemli bir ilkenin uygulanmasını öneriyor: Çocuğun isteklerine karşı düşünmeden evet veya hayır demeyin. Kararınızı hemen vermek zorunda değilsiniz. Düşünmek için süre isteyin. Makul açıklamalarla yaptığı işin muhtemel sonuçlarını anlatarak kararınızı iletin. Olumsuz sonuçlarla karşılaştığında bunu yaşamasına fırsat verin.
Örneğin, evinize yeni boya yaptırıyorsunuz ve ergenlik çağındaki çocuğunuza odasını ne renk istediğini sordunuz. Mobilyasına uymayan, uzun süre kullanılamayacak zor bir renk söyledi. Öncelikle ona seçiminden dolayı pişman olabileceğini, birkaç ay sonra bıktığı zaman yeni boya yaptıramayacağınızı anlatın. Israr ediyorsa isteğini yerine getirin ancak 6 ay sonra 'bu renkten sıkıldım' dediği zaman 'hayır, biz evimizi üç senede bir boyatıyoruz, beklemelisin' deyip kararınızı uygulayın. Mesele, masraf veya zahmet değil, çocuğun kararının sonucunu görmesidir.
"Şunu yapmadın seni sevmiyorum, yaparsan seveceğim" tarzında yaklaşılan çocukta kendisinden istenen şeyleri yaparsa veya yapıyor gibi görünürse sevilen biri olacağı, dışlanmayacağı şeklinde bir algı yerleşiyor. Bu yüzden birisi bir şey istediğinde daha önce kararlarının sonuçları yaşatılmadığı için 'hayır' diyemiyor. Toplumda 'hayır' dersem dışlanırım korkusu olduğunu vurgulayan Ferhat Çelik, ergen gençlerin kötü alışkanlıkları bu yüzden edindiğini, genç kızların da bu şekilde istismar edildiğini söylüyor. Çelik şöyle konuşuyor: "Çocuğun astım bronşiti var ama arkadaşlarına hayır diyemediği için, gruptan ayrılmama adına sigara içiyor. Aksi halde dışlanıyor. Bu çocuğun hem arkadaş edinme konusunda eksikliği var hem de kendini ifade edemiyor. Özellikle kız çocukları cinselliği yaşamak istemediği halde 'hayır' diyemediği için çok istismar ediliyor. Küçüklüğünden itibaren görüşlerine değer verilen, kararlarına saygı duyulan, verdiği kararların sonucunu yaşayan çocuk ise büyüdüğünde rastgele arkadaş, eş ve iş seçmiyor. "
Çocuklar, ailede makul davranış örneği görmeli
Uzman Psikolog Ferhat Çelik, çocuklara karşı yerinde kullanılan evet ve hayırların, isteklerine karşı sunulan alternatif çözümlerin onların kendilerini 'değerli' hissetmesini sağladığını anlatıyor ve şu örneği veriyor: Küçük çocuğunuz duvarları çizme ihtiyacı hissediyor. Size göre makul değil ama o, zevk alıyor. Çizsin demek yanlış, çizmesin demek çocuğu anlamamaktır. Neden çizilmeyeceğini anlatmak yetmez. Ya duvarda küçük bir alanı ona tahsis edin ya da hazır aldığınız veya birlikte kasadan yaptığınız panoya büyük kağıtlar asın. O da burayı çizsin. Ergen çocuğunuz, doğum günü kutlaması için arkadaşının evine gitmek istediğinde hemen 'hayır' demek yerine 'bir düşünelim' denebilir. Anne-baba birlikte değerlendirip "Evet ancak, gittiğin evin adresini, telefonunu, annesinin babasının adını ve kaçta geleceğini bilmek istiyorum." derseniz bu makul bir istektir. Çocuğunuz bunu anlar ve hakkını teslim eder. Cevabınız 'hayır' olacaksa bunun da gerekçeleri anlatılır. Evet ve hayır net olduğu zaman çocuk ailesine göre şekillenir ve olmayacak isteklerle gelip zorlamaz. Çocuk, makul ve mantıklı davranış örneğini ve kendine değer verildiğini bunlardan alır. Ona değerli olduğunu ve sevginizi sadece sözlerinizle değil, yeri geldiğinde duygu ve düşüncelerini alarak gösterebilirsiniz. ZAMAN
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Vitaminlerin fayda ve zararları
21/12/2009 -Kategori: Genel saglik bilgisi
Çocuğa D, sigara içene C, vejetaryene B12 vitamini
Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalıdır.
İhtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir. Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı vardır. Örneğin çocuklar (D vitamini), hamile bayanlar (folik asit), yaşlılar (D vitamini), sigara içenler (C vitamini), çok alkol tüketenler (B1 vitamini) veya vejetaryenlar (B12 vitamini) belirli vitaminlere daha fazla ihtiyaç duyarlar.Sağlığın A, B, C'sini gelişigüzel kullanmayın
A vitamini vücutta birikip karaciğer toksisitesine yol açar. A vitamini toksisitesi, onu bağlayan proteinlerin yok olması ve bu yüzden A vitamininin hücrelere hücum etmesiyle belirir. Bu genellikle vitaminlerin diyetten alınması durumunda ortaya çıkmaz; fakat kişinin takviye kullanması durumunda belirebilir. Belirtileri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve kilo kaybıdır. Kas ve sinir sistemi de iştahsızlık, sinirlilik, yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı ve kaslarda zayıflık belirtileri göstererek etkilenir.
D vitamini uzun etkilidir ve birikir. D vitamininin fazlası kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olur. Kalsiyum böbrek taşı oluşturabilir. Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi ayrıca kan damarlarının sertleşmesine neden olur ki; özellikle bu da kalp ve akciğer arterleri için tehlikelidir ve ölümcül olabilir. D vitamini toksisitesinin ek belirtileri ise iştahsızlık, baş ağrısı, zayıflık, halsizlik, aşırı susuzluk, sinirliliktir.
E vitamini ile zehirlenme çok fazla miktarda alınırsa olur; fakat A ve D vitaminlerinde olduğu gibi kolay olmaz. Belirtileri baş ağrısı, zayıflık, baş dönmesi, halsizlik ve görme bozukluklarıdır.
K vitamini zehirlenmesi sadece K vitamini için suda çözünen kaynakları tüketen insanlarda meydana gelir. Belirtileri ise kırmızı hücrelerin hemolizi, sarılık ve beyinde hasarlanmadır.
Tiaminin (B1) anormal bir şekilde çok alımı sinir sistemini etkiler. Güçsüzlük, baş ağrısı, alınganlık ve uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca taşikardi yapabilir.
Yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilir. Kusma, dilin şişmesi, bayılma gibi belirtiler meydana gelebilir.
B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı, kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olur. * Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü ZAMAN
Yağda eriyenler A - D - E - K vücutta depolandığı için hergün almaya gerek yoktur. Suda eriyenler B - C ise depolanmazlar, fazlası dışarı atılır. Her gün alınması gerekir.Vitaminler ve faydaları;
Doğal vitaminler hangi besinlerde bulunur?A VİTAMİNİ
Çocukların büyümesine yardımcı olur. Yangılara karşı bedenin direncini sağlar. Gözü korur, besler ve iyi çalışmasını güvence altına alır. Bulunduğu besinlerden bazıları şöyledir:
Süt, koyun eti, yumurta, balık, dana eti, tavuk eti ve av hayvanlarının eti, kuşkonmaz, patlıcan, tereyağı, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, hurma, ıspanak, ekmek, hamurişleri, çilek, taze fasulye, mercimek, kavu, şalgam, portakal, greyfurt, maydanoz, armut, elma, patates ve domates.B(1) VİTAMİNİ
Gelişmeyi sağlar, sindirimi kolaylaştırır. Meyve şekerlerinin özümlenmesine yardımcı olur. Salgı bezlerinin faaliyetini arttırır. Şu besinlerde bulunur:
Süt, taze sebzeler, mercimek, bira mayası, koyun eti, fındık, ceviz, yumurta, portakal, ekmek, hamurişleri, nohut, balık, dana eti, kepek, sakatat, kuzu eti, sığır eti, muz, havuç, kestane, lahana, karnıbahar, un.B(2) VİTAMİNİ
Şekerin özümlenmesini sağlar. Sinir sistemini düzene sokar. Solunum sisteminin çalışmasına yardımcı olur. Şu besinlerde bulunur:
Süt, peynir, taze ve kuru sebzeler, bira mayası, koyun eti, yumurta, ceviz, fındık, ekmek, balık, patates, dana eti, salatalık, sakatat, badem, sığır eti, un.B(6) VİTAMİNİ
Dokuların yenileşmesini sağlar. Karaciğerin dostudur. Sinir sistemini düzene sokar. Cildin parlaklığı ve gerginliğini sağlar. Şu besinlerde bulunur:
Et, süt, bira mayası, koyun eti, yumurta, portakal, armut, nohut, dana eti, yeşil salatalıklar, muz, lahana, ıspanak, karaciğer, ekmek, hamurişleri, taze ve kuru fasulye.C VİTAMİNİ
Kemiklerin ve dişlerin gelişmesini sağlar. Büyümeye ve gelişmeye yardımcı olur. Kanı zehirlerden temizler. Tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını azaltır. Böbreküstü bezlerinin çalışmasını arttırarak erkeğin erkeklik gücünü sürdürmesini sağlar. Organizmayı grip, nezle gibi hastalıklara karşı dirençli kılar.D VİTAMİNİ
Kemikleşmeyi sağlar. Kandaki fosfor ve kalsiyum miktarını yükseltir. Şu besinlerde bulunur:
Sucuk, balık ve su ürünleri, tereyağı, peynir, istiridye, süt.E VİTAMİNİ
Vücudumuz için hayati önem taşıyan E vitamini yağda eriyen vitamin türlerindendir. Isıya ve yoğun pişirmeye karşı dayanıklıdır. Göz sağlığı için hayati önem taşır. Retina gelişimi için önemli bir oynar. Katarak yapıcı etkilere karşı önemli bir koruyucu biridir. Vücuda alınan ağır metaller, zehirli bileşikler, radyasyon ve bazı ilaçların yarattığı toksinlere karşı koruma sağlar. Virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükseltir. Bağışıklık sistemi için önemli vitaminlerden biridir. Yapılan araştırmalar E vitamininin yaşlanmaya bağlı hafıza kayıplarının önlenmesinde olumlu etkisi olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca yaşlanmaya karşı koruyucu etkisi de bulunur. Toksin maddelerin vücutta yarattığı tahribatı da azalttığı ortaya çıkmıştır. Kırmızı kan hücrelerinin sağlıklı gelişimi ve çoğalması için gereklidir. Kalbe yararlı olan HDL kolesterol oranını yükseltip, zararlı olan LDL kolesterolünü azaltır. Kandaki kolesterol oranını dengeye sokar. Kaslar ve cilt sağlığı için de önemli bir vitamindir. Hava kirliliğinden dolayı akciğerde ve ağızda oluşan olumsuz etkiyi azaltır. Kalp krizine, kansere, Alzheimer’e, katarakta karşı koruyuculuğu olduğu üzerinde ciddi veriler toplansa da, henüz bu konudaki yararlan kanıtlanmamıştır.
Buğday, pirinç, mısır, darı, çavdar, marul, soya, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
çocuklarda ateş
21/12/2009 -Kategori: Genel saglik bilgisi
Çocuğunuz ateşlenirse telaşa kapılmayın
Yetişkinlerle karşılaştırıldığında bebekler ve çocuklar daha sık ve daha şiddetli ateşlenir.
Bunun nedeni; merkezi beyinde bulunan ısı ayarının henüz tam olarak gelişmemiş olmasıdır. Bu nedenle ateşe sebep olan faktörlerle karşılaşıldığında termometre yükseliyor ve aynı şekilde ısı ani bir biçimde tekrar düşebiliyor. Kadıköy Şifa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yaşaroğlu Erkum, vücudun enfeksiyonlara (bakteri ve virüsler) ateş ile cevap verebildiğini, çoğu zaman da ateşin daha sonra gelecek olan bir hastalığın ilk belirtisi olabileceğini söyledi.
Anne-babalar için önemli olan şunu bilmeleridir: Ateşin yüksekliği hastalığın ciddiyeti hakkında bilgi vermez. Ateş, vücudun savunma mekanizmasının çalıştığının bir göstergesidir. Bebek üç aylıktan daha küçük ise susmadan sürekli ağlıyorsa, burnu temizlendiği halde nefes almakta güçlük çekiyorsa, yutkunamıyor ya da sıvı içemiyorsa, tuvaletini yaparken ağrısı oluyorsa, 24 saatten fazla anlam veremediğiniz bir ateşi varsa doktora başvurmalısınız.
Ateş nasıl doğru ölçülür?
Evdeki ecza dolabınızda mutlaka bulunması gereken araçlardan biri ateşölçerdir (derece). Peki doğru ölçüm nasıl yapılmalı? Ağızdan mı, koltukaltından mı, makat veya kulaktan mı? Uzmanlar genelde makat yolunu tercih ediyor. Makattan ölçüm yapmak için dereceye bir miktar yağ sürün. Çocuğu yan yatırıp dizlerini hafifçe bükün. Dijital bir ateşölçerle 30 saniye boyunca vücut ısısını ölçün. Sonuç koltukaltından yarım derece daha yüksek olacaktır. Ağızdan ölçüm yaşça daha büyük çocuklar için uygundur. Ateşölçer 2-3 dakika dilin altında veya yanak boşluklarında tutulmalı. Değerler makattan alınanlara göre yarım derece daha düşük olacaktır. Koltukaltı ölçümü çok yaygın bir yöntem olmasına rağmen güvenilirlik oranı düşüktür. Buradan yapılan ölçümün sonucu makattan yapılanla karşılaştırıldığında yaklaşık olarak 1 derece daha düşüktür.
ZAMAN
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kıyamet
5/5/2009 -Kategori: Huzur
bir adimda icinde oldugum maasilerden(isyanlardan) uzaklastim biraz
biraz..
Ta ki Fatma 3 yasina basana kadar..
3 Yasini bitirdiginde Fatma öldü!!
Ve Malik Ibnu Diynar devam ediyor anlatmaya:
Kizim Fatma olunce durumum vaziyetim eskisinden dahada kotu oldu..
Ve bende cevremdeki muslumanlarda olan ve beni bu buyuk uzuntuye karsi
dayanmami sagliyacak sabir yoktu..
Hersey cok kotuye gidiyordu..Seytan durmadan benimle oynuyordu..Ta ki
o gun geldi ve Seytan bana dediki:
"Bugun oyle bi sarhos olacaksinki daha once hic boyle sarhos
olmadin!!"
Ve ben o gece icmeye ve sarhos olmaya azmetmistim..Gece boyu
ictim..ictim.. ictimm!!
Öyle bir duruma gelmistimki ruyalar beni birbirine atiyordu..Taki o
ruyayi gorene kadar:
Ruyamda kiyamet gunundeydim!gunes kararmis,denizler atese
cevrilmis,Depremler oluyordu durmadan..
Insanlarin hepsi kiyamet gunundeydi..Insanlar zumre zumre..grup
gruptu..ve ben o insanlarin arasindaydim..
Sesler duyuyordum birisi sesleniyordu:
Ey Filan oglu filan!! Cabbara hesap vermeye hadi! Diyordu ..
Ve o cagrilan insanin yuzunun rengi simsiyah olmustu duydugu o
korkudan..
Bircok insane cagrildi.. ta ki kendi ismimi duyana kadar..
Ses beni cagiriyordu..Haydi Cabbara Hesap vermeye!! Diyordu..
O an cevremdeki o insane kalabaligindan kimse kalmamisti.. Kiyamet
gunu..Mahser yeri bombostu..
Sonra bir anda karsimda bir fare gordum cok buyuktu(devdi),cok vahsi
ve cok saldirgandi..cok gucluydu..Agzi acik bana dogru kosuyordu..
Bende duydugum korku ve dehsetten dolayi ondan kacmaya baslamistim..
Kacarken bir anda karsimda oldukca yaşli ve zayif bir adam gordum!ve
ona seslendim:
-AHH!!Beni bu dev fareden kurtar!!
Bana dediki:Oglum Ben cok zayifim seni ondan kurtaracak gucum yok.Ama
su yonde koş eminim kurtulusa ereceksin..
Ben onun dedigi yone dogru kosmaya basladim..Dev fare hala arkamdaydi
beni kovaliyordu..Ve karsima cehennemin atesi cikti..Yuzumde
hissediyordum o dehsetli sicakligi!!!
Fareyle cehennem arasinda sikismistim..
Ve kendi kendime dedimiki o an..Ben bu fareden atese dusmek icinmi
kaciyorumm!!
Ve kosa kosa bana bu yolu tariff eden o zayif adama dogru kosmaya
basladim..Farede pesimdeydi gittikce yaklasiyordu bana
Cok korkuyordum!!Adamin yanina geri geldim ve ona dedimki:
-Allah askina beni bu fareden kurtar yalvaririmm!
Ve yasli adam benim halime agliyordu..
Bana dediki:
Beni goruyorsun ben cok zayifim gucsuzum benim seni kurtaracak halim
yok..Ama bu sefer Şu yonde koş!bu sefer insallah kurtulusa
erecerksin….
Adamin dedigi yonde kostum deli gibi..Fare hala kovaliyordu bir adim
arkamdan kosuyordu..Beni isiracakti az kalmisti…Ta ki karsimda o dagi
gorene kadar…
O dagin ustunde birsuru bebek vardi..
Ve o dagin uzerinde bulunan cocuklarin hepsi agliyorlardi..hepside
ayni seyi soyleyerek agliyor haykiriyorlardi..
Diyorlardiki:
-Ey Fatmaa!! Babana bakk! Babana Bakkk!!
Malik ibnu Diynar dediki:
O an o cocugun kizim Fatma oldugunu anlamistim..
Ve o an 3 yasinda olupte cennete gitmis bir kizim olduguna cok
sevinmistim..Beni bu dehsetli korkudan(fareden) kurtarip Cennete
sokacakti…
Kizim beni sag eliyle tutu ve kurtardi…
Ve sol eliyle fareyi itti..ben o an korkudan olu gibiydim..
Sonra tipki Dunyadayken oldugu gibi onu kucagima oturttum!
Bana dediki:
Ey Babacigim! Dyip su ayeti okudu bana:
"Iman edenlerin kalplerinin Allahin Zikrine donmesinin zamani
gelmedimi?"
Ona dedimki:
Kizimm!Bu fare neydi bana anlat!!
Dediki:O fare senin dunyada icinde oldugun isledigin kotu
amellerindi..Onu sen besledin buyuttun ve onun seni yiyebilecek
buyukluge sen ulastirdin!!
Ey Babacigimm!Sen bilmiyormusunki Dunyada islenen ameller Ahirette
kiyamet gununde mucessem olarak karsimiza cikar!!
Ona dedimki:
Peki o zayif adam?
Dediki:
O Yasli ve zayif adam senin guzel amellerindi..Sen onu boyle zayif
boyle gucsuz..boyle caresiz biraktinn..onu kendi haline aglattin..!!!
Seni kurtarmasina izin veremicek duruma sen koydun!
Eger ben dogmasaydim ve kucuk yasta gunahsiz olarak olmeseydim seni bu
dehsetten kurtaracak baska bisey yoktu!
O an uykudan aglaya aglaya uyandim!
Agzimdan cikan su kelimelerle:
Evet Allahim vakti geldi..Evett Allahimmmmmm vakti geldii!!
Hemen gusul abdesti alip giyinip camiye kosayim sabah namazina!
Gunahlarimdan arinmak kendime cennet yolunu cizmek..tovbe etmek Allaha
yalvarmak icinnn…
Camiye girdigim an imamin okudugu o ayet!!!
Ruyamda kizimin beni kurtardiginda okudugu ayetti!!
Iman edenlerin kalplerinin Allahin Zikrine donmesinin zamani
gelmedimi?"
Bunlari yasayan kisi…
Tabiinlerin imamlarinin efendisi!!
MALiK BiN DiYNAR!!!
O insanlar arasinda geceler boyu aglamasiyla bilinirdi…
Ve derdiki:
Allahim! Kimin cennete girecegini,kimin cehenneme girecegini sadece
sen bilirsin!
Ben bunlardan hangisiyimm???

Allahimm!!Beni cennet ehlinden eyle! Cehennem ehlinden eyleme!
Malik Bin Diynar buyuk bir tovbe etti..
Ve insanlar arasinda soyle meshur oldu:
Caminin kapisina giderdi ve insanlara seslenirdi..derdiki:
Ey asi insanlar ey gunahkar insanlar…Allahiniza donun!!Gafil
insanlar….Allahiniza donunn!!!
Ey Allahtan kacan kullar..Allahiniza donunn!
Rabbin sana gece gunduz sesleniyorr!Seni cagiriyorr!!!
"BANA BIR KARIS YAKLASANA BEN BIR DIRSEK YAKLASIRIM..BANA BIR DIRSEK
YAKLASANA BEN BIR KULAC YAKLASIRIM…BANA YURUYENE BEN KOSARIMM!!..
La ilahe illa ente Subhaneke…Inni kuntu min ez-Zalimin(tovbe duasi)
Peygamber efendimiz bir hadis-I Serifinde soyle buyuruyor:
"Bir insanin hidayetine vesile olman senin icin dunyadan ve icindeki
herseyden hayirlidir"
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Şaşarım
5/5/2009 -Kategori: Huzur
Geçici evi donatıp, kalıcı evi ihmâl edene şaşarım..!
Dünyada fakir hayatı yaşayıp, âhirette zenginler gibi hesaba çekilecek cimriye şaşarım..!
Ölüm, peşinde iken gaflete dalana şaşarım..!
Sıhhat ve âfiyet ni‘metini görmeyip, başka şeylere imrenenlere şaşarım..!
Daha dün, bir damla su iken, yarın da leşe dönüşecek olan kimsenin büyüklenmesine şaşarım..!
Allah’ı tanıyıp da korku ve endîşesi şiddetli olmayana şaşarım..!
Elinde af dilemek gibi bir imkânı varken, Allah’ın rahmetinden ümid kesene şaşarım..!
Eceli elinde olmayan, ham hayâllerin peşinden nasıl koşar, şaşarım..!
Yarattıklarını görüp dururken, Allah hakkında şübhe edene şaşarım..!
Başına gelen derd ve belâları önlemeye gücü yetmeyen, korktuğundan nasıl emîn olur, şaşarım..!
Kendi kendine zulmeden, başkasına nasıl adâlet edecek, şaşarım..!
Kendini bilmeyen Rabbini nasıl bilir, şaşarım..!
Hz. Ali (raYorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Deprem Sırasında ne yapabiliriz
5/5/2009 -Kategori: kose yazilari
Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.
Içinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık.On maket 'çömel ve korun' metodunu uygularken, 10 maket 'hayat üçgeni' metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direct olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film 'çömelip korunan/saklanan' kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiyede ve Avrupanın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerikada RealTV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi.Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu 'ayıptı, gereksizdi' ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.
Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlıgı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim 'hayat üçgeni' dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve na kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.
DEPREM SIRASINDA NE YAPABİLİRİZ ?
DOUG COPP'UN ÖNERILERI
1) 'Binalar çökerken basitçe 'çömelen ve korunan' kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür.
Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepenin, geniş büyük bir eşyanın yanında dur.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton)bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitce yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...Nasıl mı?Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin.Merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir.
Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. SanFransisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü. Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Tiramisu
27/1/2009 -Kategori: Yemek Tarifleri
MAZEMELER
5 yumurta
4 kahve fincanı un
1 kahve fincanı nişasta
3 yemek kaşığı kakao
1.5 kahve fincanı sıcak su
kabartmatozu
1.5 su bardağı şeker
Yapılışı
Yumartaların sarısını mikserde iyice köpürt köpürtükten sonra bitaraftan sıcak suyu mikserle çırparak yavaş yavaş ekle beyazını da şekerle birlikte köpürt derin birkapta ikisini yavaşca karıştır un kakao nişasta kapartma tozunu tel süzgeçten eleyerek sıvı karışıma ekle kelepçeli kalıpta 175derece önceden ısıtılmış fırında pişir fırından hemen çıkartma 15 ila20 dakika fırının kendi sıçaklığında beklet
KREMANIN YAPILIŞI 2 yumurta sarısı 5 bardak sütle karıştır 5tepeleme dolusu yemek kaşığı un 1 yemek kaşığı nişastayı ekle pişir piştikten sonra 1 kutu labneyi karıştır iki yada üçparça yaptığın kekleri şekerli nescafeyle ıslat kremayı döşe üstüne bolca kakao serp 1 ğün buzdalıbında bekerlerse daha ğüzel olur
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Paskalya çöreği
27/1/2009 -Kategori: Yemek Tarifleri
MALZEMELER
Yarım paket katı yağ
3 tane yumurta
1çay bardağı sıvı yağ
4 kaşık mahlep
1 tane yaş maya
Biraz tuz
1.5 su bardağı süt
1.5 su bardağı pudra şekeri
Aldığı kadar un
YAPILIŞI
Mayayı ılk süt ile erit biraz tuz ve şeker ekle eritilmiş ılıyan margarine sıvı yağı ekle
yumurtalardan1 tanesinin sarısını al geri kalınını mayalı yağlı karışıma ekle çırp
başka biryerde pudra şekeri mahlep un karıştır tel süzgeçten geçirerek sıvı karışıma ekle
1.5 saaat beklet kabaran hamuru kabarıklığı gidecek kadar yoğur küçük parçalar kopararak
pelik şeklini ver tepsidede 15 20 dakika beklet üzerine yumurta sarısı fındık ekle 175 180 derece pişir